Su Sesi Dinleme Metni
Not: Hayatta her zaman iyilikten yana olmak en önemli erdemdir. Karşılık beklemeden iyi olmak, iyilik yapmak insanı değerli kılar ve mutlu eder.
Bu minik çeşmeyi vaktiyle bir
sahibü’l-hayrat bodur minareli mescidin bahçe duvarına yaptırıvermiş. İnsanın
az, suyun bol olduğu zamanlar… Yıllar yılı mescidin cemaati, mahalle sakinleri,
genç ihtiyar, çoluk çocuk, suyunu içip sahibü’l-hayrata dua etmiş. Garibe,
yolcuya su vermiş minik çeşme; küçümen yalağından sokak köpekleri, kurt-kuş,
börtü-böcek faydalanmış.
Yalak ayağından çıkan su bir ark
ile mescid duvarının altından geçip, küçük bahçedeki dutları, mürdüm
eriklerini, zerdali ve laylakları suluyormuş. Duvar dibindeki otların
kuytuluğuna bir kirpi ailesi yuva kurmuş. Tunç lüleden gürül gürül, serin serin
akıyormuş su. Minik çeşmenin duası bu su sesi kisvesinde geceler boyu sürer,
fecirle birlikte buna bülbüllerin âhengi katılırmış.
Zamanla insan çoğalmış, su azalmış.
Sağdan soldan her ne kadar “Suya
dizgin vurulmaz arkadaş” itirazları yükselse de, tunç lüleyi çıkarıp yerine bir
musluk takmışlar. Böylece su etrafına kümelenen kalabalık tarafından daha bir
itinayla kullanılmaya başlanmış; ihtiyacı olan kabını doldurmak için bazen
sırasını bekler olmuş.
Varsın beklesin.
Yine o minik çeşme o mahalle
halkının ve o yana yolu düşen garibin, yolcunun kurumuş dudaklarına şifa
oluyormuş ya…
Zaman da su misali akıp gidiyor
güya.
İnsanlar iyice çoğalmış.
Nerde çokluk orda güzellik hani.
Bir gün çiğ süt emmiş birisi
çeşmenin tunç musluğunu çalıp satmış.
“Kim bu nâmert” diye mahalle halkı
çok aramış, bulamamış. İşin kötüsü, mertlik elden çıkıp nâmertin sayısı
artıvermiş.
Çeşmeye musluk dayanmıyormuş.
Çalan-çalana. Derken işi kökten çözmeyi seven birileri, lüleye bir tahta kazık
çakıp çeşmeyi battal hale sokmuşlar.
Suyun sesi kesilmiş; börtü-böceğin,
garibin, yolcunun boynu bükülmüş.
Cevat işte tam bu sırada devreye
giriyor. Aslında çulsuzun teki, altı-üstü bir berber kalfası. “ben takarım
musluğunu, yeter ki suya dizgin vurmayın, mahallemizin üzerinden dua eksik
kalmasın” diye dikilmiş.
Çok bilmiş, mal biriktirmiş, eli
tutan, dişi kesenler “Yahu Cevat yapma-etme, bu iş böyle gitmez, bu çeşmeyi
unut artık” demişlerse de Cevat umursamamış.
Musluğu çalıyorlar, kırıyorlar,
Cevat yeniliyor. Bir musluk, beş musluk, on beş musluk… Cevat geri adım
atmıyor.
“Ne yani” diyor, “Nâmertlik aldı
yürüdü diye, mertlikten mi vazgeçeceğiz?”
Mahalle halkı “Aşk olsun Cevat’a”
diyor ama bir yandan da kıs kıs gülüyor. Akla ziyan bir iş ki sormayın…
Cevat gecenin bir vaktinde
yahut sabahın seherinde minik çeşmeye varıyor, sağını solunu silip süpürüyor,
yalağında biriken su ile mescidin bahçesindeki ağaçları suluyor. Güller,
bülbüller, duvar dibindeki kirpi ailesi, gökte mehtap, yerde yaprak o sessizlikte
şarıldayan suyun sesine dem tutarak yine dua ediyorlar.
Kırıyorlar musluğu, alıp
gidiyorlar… Cevat yenisini takıyor. Hiç tınmıyor. Mahalle halkı ne yapıyor bu
arada, olup bitene ne diyor?..
Hadi onu siz bulun. Bulamazsanız
böyle bir çeşmeden su içtiğinizde suyun sesini dinleyin, o size söyler…
Yazan: (Mustafa Kutlu)
0 comments:
Yorum Gönder
YORUMLARINIZI YORUMLAMA BİÇİMİNİ "ANONİM" SEÇEREK İSİM, MAİL ADRESİ VB. YAZMAK İLE UĞRAŞMADAN KOLAYCA YAYINLAYABİLİRSİNİZ. KÜÇÜK BİR TEŞEKKÜRÜN BİLE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ VE DEĞERLİ OLDUĞUNU UNUTMAYIN...